Fransa'nın parlamentosundan geçirdiği Ermeni Soykırımı yoktur diyenlere ceza getiren yasa tasarısı, Türkleri aşağılayan ve katil diyen birinin Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesi, Hollanda TV'larında ilk kez Süryani Soykırım iddialarının tartışılması, ABD'nin PKK ile görüşmeler için koordinatör ataması, Kıbrıs için Finlandiya'nın hazırladığı planın kapalı kapılar ardında işbirlikçi hükümet tarafından kabul edilmesi, Limanlarımızın Rumlara açılma talepleri, Merkel'in hasbelkader bir söz verilmiş e tutacağız artık demesi ama bu arada AB'nin her dediğini yapmanız gerekir demesi, Ağar'ın insan katillerinin dağdan inip ovada siyaset yapmalarına olur demesi, vs., vs., vs. Sanki tüm dünya başta Batılı dost ve müttefik ülkeler olmak üzere Türkiye'ye karşı bir saldırı başlattmışlar gibi geliyor değil mi? Acaba bu işler bugünlerde mi başladı yoksa bu politikaların temelleri 1964'lerde, 1980'lerde mi atıldı. Yoksa AB ve ABD'nin aklında Türkiye için başka planlar mı var? İzninizle sizlerle pek kısa olmayacak bir ufuk turuna çıkalım.
Bildim bileli AB'ye girme ülkemizin en temel hedefi olmuş ve bu hedefe ulaşmak için sözde reformlar yapıldı, yapılıyor. Hep AB'ye girmenin demokratikleşmek ve kalkınmak için şart olduğu bize lanse edildi, ediliyor. Tüm yaklaşımlar ise hep tek bir açıdan maddi nedensellik açısından bize anlatıldı, anlatılıyor. Bunda bile ekonomimize baktığımda biz mi AB'ye giriyoruz, AB'mi bize giriyoru (ekonomik) anlayabilmiş değilim. İşte kanımca hepimizin yanıldığı yerde burası...Neden mi?
Bakınız, örgütler ve bireyleri hayattaki davranışlarında onları motive eden inanışlar, semboller, manevi amaçlar çözümlenmezse, onları doğru anlama, çözümleme uğraşımız sonuçlanamaz. Avrupa Birliği gayet tabii ki siyasi ve ekonomik amaçları olan bir topluluktur ancak onu kuran ve örgütü omuzlayan bireylerin başka boyutları da vardır.Yani dini inanışları, hedefleri ve beklentileri göz ardı edildiği takdirde AB denilen örgütü tam anlamıyla kavramamız mümkün olmayacaktır.
Bu insanlar bayraklarında (AB bayrağındaki 12 yıldız), binalarında (AB'nin Brüksel'deki binasının 12 kapısı vardır)kullandıkları semboller, kullandıkları özel sözcükler ve kurdukları ittifaklarla aslında bize açıkça göstermektedirler, bir anlamda kendilerini bilinçli bir şekilde deşifre etmektedirler. Görmek isteyen bunu görür ve olan biteni gerçekten anlama sürecinde daha güçlü olur. Maalesef bugün Türkiye'de 'gerçeği görmek istemeyenler' hakim durumdadır. Siyasete, medyaya ve iş alemine hakim olan görüş AB'nin Türkiye'ye demokrasi ve büyük özgürlükler getirme hedefi olduğundan ibarettir.
Bizler görüşümüzü bununla sınırladığımızda AB ile ilişkilerde yenilen, kaybeden taraf olmamız kaçınılmazdır. Maalesef Türkiye bu kaybetme sürecine çoktan girmiş durumdadır, bunun işaretleri de gelmektedir. Pekiyi neden AB bu kadar karşı olduğu Müslüman bir ülkeyi kapısında tutmaktadır?
Bu soruya cevabın anahtarı Ortadoğu'dadır ve Kutsal Topraklardadır(sizce neresi?). Temelleri yüzlerce yıldır atılmış olan manevi ve maddi kavgaların çıkış noktası da Ortadoğu'dur, bunların nihai çözümünün de Ortadoğu'da olacağı yolunda inanç da vardır. AB'nin bizimle ilişkilerini tamamen kopartmaması, üyelik sürecimizi aslında olumlu sonuçlandırmak istememesine rağmen bunu bir şekilde oyalamaya bırakmasının tek nedeni Türkiye'siz bunun yapılamayacağının korkularıdır.
'Türkiye kartının' önemini Amerika da çok iyi bilmektedir. Irak savaşı öncesinde Türkiye'nin de savaşın içine çekilmesi için bu kadar uğraş verilmesinin sebebi budur. ABD, sadece Irak için Türkiye'yi yanında görmek istememekteydi. Bölgedeki ilerideki çıkarları açısından ABD, Türkiye'yi mutlaka bölge savaşının içine çekmek zorundadır. Asıl amaç tüm semavi dinlerde Kutsal Topraklar olarak geçen Nil Nehri ile Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Kutsal Toprakların hakimiyet altına alınması ve mesihe Kutsal Kentin hazırlanmasıdır. (Bunu bir komplo teorisi olarak almayın lütfen ben sadece semavi dinlerin kitaplarında yazanlardan çıkardığım sonucu yazıyorum) Yani anlayacağınız aynı sebeplerle ve aynı hedeflerle bölgeye hükmetmek isteyen AB ve Amerika Ortadoğu üzerinde hükümranlık çatışması içindedirler ve onlar açısından Türkiye sadece bu boyutuyla önemlidir.
Bu süreçte de Türkiye'nin kullanılıp güçsüzleştirilmesi ve bölünüp parçalanması kararı vardır. Bence, Türkiye üzerindeki operasyon sadece kaba kuvvetle yapılmayacak inançlar, manevi bağlantılar, semboller de kullanılacak bizim üzerimizde oynanacak oyunda. Olanlara baktığımızda da bunu işaretlerini hep birlikte görmüyor muyuz?
Bu kadar büyük bir güce karşı gelmek için hazır mıyız? Bence hele son 4 yılda yapılanlardan sonra HAYIR...Çünkü Türkiye kendi içinden güçsüzleştirildi. Eğitim sistemi, sağlık sistemi, altyapısı çöktü, çöktürüldü, insan kalitesi muazzam bozuldu, ulus bilinci yok edildi göz göre göre bu ülkenin. Ve maalesef bu süreç şu anda iktidarı elde tutanlarla daha da hızlandırılmakta. Diyeceksiniz ki yahu bunlar dinci, müslüman olduklarını söylüyorlar, nasıl olur böyle şey?
Arkadaşlar, şu anda bizi yönetenlerin bağlı oldukları tarikatın lideri Said-i Nursi ve onun takipçisi Fettullah Gülen değil mi? İslam tarihinde sadece bu 2 kişi Papa'dan randevu talep etmiş ve saygılarını sunmuştur. Saygılarını sunarken de imzalarının üstüne "Rabbin Aciz Kulu" diye yazmıştır. Hıritiyanlık'da Papa Allahın dünyadaki gölgesidir ve Rab Baba, Oğul, Kutsal Ruh üçlemesi ile tanımlanır. Yani ben senin kulunum diyor, Allah ile arasına birisini koyuyor. Hangi müslüman bir hıristiyana böyle bir şey der!!!Neden Gülen cemaatinin ve iktidarın Batı'dan bu kadar destek aldığını anladınız mı?
Açıkça söylemek gerekirse ben bu ülkenin insanlarının bir bölümünün kendi ülkelerinin yok olma sürecine neden bu kadar aktif katılıyorlar sorusuna inanın cevap bulamıyorum. Klasik hainler, iç düşmanlar söylemi bu fantastik durumu anlatmaya, anlamaya yetmiyor, bana inanın.
Umudun yok mu diyorsanız, yukarıda yazdıklarıma bakarsanız yok gibi gözüküyor. Ama yine de benim inancım "Çılgın Türkler" gibi davralınırsa bunların üstesinden gelinir. Ulus bilincimizden ve ülkemizin kuruluş felsefesinden taviz vermeden, onurlu bir duruşla çağdaş uygarlık yolunda adımlar atarsak bir şansımız olacaktır. Yoksa çocuklarımıza bırakacağımız bir ülke kalır mı, onda kuşkum var.
Bu konuları daha irdelemeye devam edeceğim...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
Celal Bey,
Ulusalbirlik.net Site sahibiyim.İçeriğiniz ve içerik ortaklığı için sizinle görüşmek isterim.
Forumumuzu inceleyiniz , uygun bulursanız ayrıntılı olarak yazışalım...
Doğukan Ünal
Yorum Gönder