“Hangi partiye oy vereceğim” sorusu hepimizin kafasını giderek artan bir şekilde meşgul etmeye başladığı bu günlerde, ülkemizin yakın tarihinde siyasette ve ekonomide yaşananları tarihsel bir kronolojide sizlerle paylaşmak istedim, sonunda da kendi fikrimi yazdım.
1978 yılında ABD Hazine Bakanlığı, IMF ve Dünya Bankası “Washington Uzlaşması” adı verilen bir belge üzerinde anlaştı. Bu anlaşma ana hatları ile tüm dünyanın serbest ticarete açılmasını sağlayacak, kamunun ekonomiden eline çekmesi için gerekli politikaları üretecek, özelleştirmeye hız verecek prensipleri içermekteydi. Ne ilginçtir ki bu belgenin teknik ayrıntıları 1979 yılında Turgut Özal tarafından Türk iş insanlarına ve ekonomistlerine Otel Pera’da ki bir sempozyumda anlatıldı!
O dönemde Afganistan Rus işgali altına girmişti ve Batı’nın Rusya’yı “Yeşil Kuşak” ile çevirme stratejisi delinmişti. Hemen önlem alınmalıydı. İran’da Humeyni devrimi 1979 yılında gerçekleştirildi ve radikal dinciler iktidar oldu. 1980 Yılında ise ülkemizde Washington uzlaşmasının ilk uygulandığı program olan 24 Ocak kararları devreye sokuldu ve 12 Eylül askeri darbesi oldu.
Bu darbe sanki aşırı dinciler ile teröre karşı yapılmış bir darbe gibi önceleri lanse edildi ama sonrasında görüldüğü üzere darbe sola karşı yapılmıştı. Yani komünizmin başını ezmek için yapılan bir darbeydi bu!!! Ve Türkiye büyük bir hızla Türk-İslam sentezi adı altında dini yönü ağır basan bir sisteme doğru sürüklendirildi. 1981 yılında da Yunanistan deyim yerindeyse apar topar AET’ye 10. üye olarak alındı. Böylelikle Rusya ile Batı ve Enerji kaynakları arasında ki “Buffer Zone” tamamlanmış oldu…
Gelelim yine ülkemize…
Çok partili yaşama geçtiğimizden bu yana tam 56 yıl geçti ve bu süreçte şaka değil ama 3 ordu müdahalesi yaşadık ve 7-8 yıl da ülkemizi Ordu yönetti ama geriye kalan 48 yıl da bizim seçtiğimiz siyasiler yönetti bu ülkeyi. Tüm müdahaleler öncesinde de, ülkeyi yöneten siyasiler derin siyasal ve ekonomik krizler yaratmadılar mı?
Bu 48 yılın 40 yılında ve Ordu'nun müdahale sonrası 7–8 yıllık döneminde ülkemizi sağ ve din eksenli partiler yönetti. (10 yıl Menderes, 11 yıl Demirel, 6 yıl Özal, 4 yıl Yılmaz, 4 yıl Çiller/Erbakan, 5 yıldır Erdoğan) Bu iktidarlar bu süre zarfında tüm bürokrat atamalarını yapmadılar mı? Buna Ordu'nun atamaları da dâhil değil mi? Ülkemizde özellikle 1980 sonrası milliyetçi/muhafazakâr ve dinci bir yapılanma olmadı mı? Olmadı diyenlere cevabım aşağıdaki paragraftadır;
Kenan Evren, 20 Haziran 1986’da darbeci paşalarla birlikte kurduğu “Atatürk Yüksek Kurulu”nu Turgut Özal’ın da desteği ile toplar ve yönetir. O Toplantıda “oybirliği” ile kabul edilen raporda alınan karar aynen şudur;
“Türk-İslam Sentezi”ni temel alan bir kültürün tüm ulusa kabul ettirilmesine karar verilmiştir.” Böylelikle dinin, inançların siyasete alet edilmesinin de yolu açılmış oldu.
Tamamen sağ politika ve din ekseni üzerine kurulu milliyetçi-mukaddesatçı bir devlet yapılanması oldu ülkemizde…
Sağ ve din eksenindeki bu partiler ülkeyi yönetilemez duruma getirdiler ve tam 19 kez ekonomik kriz ardından da 19 kez IMF boyunduruğu yaşadık! Hepsinde de harfi harfine uyduk IMF'nin söylediklerine ve hepsinde de battık!!! Sonuçta son 20 yılda 1 trilyon USD dolarının üzerinde bir rakamı faiz olarak ödedik!!! Hala para gelsin diye dünyanın en yüksek faizini ödüyoruz! Buna rağmen, hala bizim sermayemiz yok, onun için buna mecburuz diye korkutuluyoruz da kimse çıkıp bugüne kadar bankalarda ve kamu ihalelerinde batan paranın nereye ve kime gittiğini konuşmuyor!
Ayrıca siyasette büyük kayırmalar, yapılan yolsuzluklar, Hazine’nin yağmalanması, özelleştirme adı altında ülke kaynaklarının çarçur edilmesi, bankaların ve kamu kuruluşlarının yağmalanması, peşkeş çekilmesi, kendi zenginlerini yaratmalar...
Bugünkü kafatasçı milliyetçi ve dinci söylemlerden, anti-demokratik yasalardan, bürokrasiden hepimiz şikayet etmiyor muyuz? Bunların hepsini yapanlar sağcı, dinci, projeli, vizyonlu, alternatifsiz olarak lanse edilen partiler ve mensupları değil miydi? Aslında hepsi de ismi değişmiş de olsa aynı parti ve mensupları değil miydi?
Yukarıdaki listeyi daha da uzatabiliriz ama sonuçta bugünlere geldik ve dün Meclis’te yaşananları gördük hepimiz…Hala sağ alternatiflere bakılabiliyor olunmasının gerçekçi bir açıklamasını maalesef bulamıyorum. Çünkü bence bu aynen sigara tiryakisinin, sigara içmezsem hayat bana cehennem oluyor demesi kadar doğru ve yine onun kadar yanlıştır.
Eğer “Böyle gelmiş böyle gider” deniyorsa mesele yoktur. Ama ülkemizin geleceğinden, çocuklarımızın geleceğinden en ufak bir kuşku dahi duyuyorsak çareyi sağ ve dinci söylemleri olan partilerde bulamayız diye düşünüyorum. Yoksa Suudi Arabistan’da ya da Dubai’de de ekonomik huzur ve istikrar var.
Önümüzdeki seçimlerde mutlaka oyumuzu kullanmalı ve Tercihimizi yaparken daha soğukkanlı
ve daha ileriyi düşünerek karar vermemiz gerektiğine inanıyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
bence hiçbir parti haketmiyor chp ileri görüşlü bir başkana sahip fakat nedense miting aracınıniçinden travesti çıkıyor ileriyi gören insan kendi önünü görmüyorsa bence bu başbakanlığı değil sokak bekçiliğini ancak hak ediyor sn:tayyip erdoğan başbakanımız ama türk milletinin başına gelen en tehlikeli siyasetçi türk halkının nerdeyse nefes almasından bile vergi alacak ben bir genç olarak her kafadan bir ses değil her sese göre çözüm bulmak isterim onun için başaknlarımızın açıklarını anlatmam gerek yok iki önemli insanında ne olduğu belli ama bbp başkanı sn:muhsin yazıcıoğlu çok önemli ve değerli bir insan oylar buna olabilir neyse partici değilim kanımda aşırı derecede milliyetçilik var vatanımı bayrağımı namusum bilip sonunakadar müdafasını yapabilecek kadar cesaret!!!! bedelini ödeyebilecek bir canım var.onun içiçn kimseye oy vermesekte olur yeterki cesur dünyaya gerektiğinde başkaldıran biri olsun başımıza gelirse bir gün türk halkının güvenliğini ön planda tutuyorsa çiftçiye bütün hızıyla yardım edip el üstünde tutuyorsa adaleti yıldırm gibi haksızı çarpıyorsa oylar ona demektir başkasına oy yok sakın oyları heba etmeyelim sn:celal toroğlu
Yorum Gönder