
Geçen hafta oğlumu okulundan almaya gittiğimde okul müdiresi ile bir velinin konuşmalarına dahil oldum. Bu konuşmanın içeriği o kadar önemli ve aynı zamanda o kadar ezber bozan bir hikaye içeriyor ki sizlerle paylaşmadan edemedim. Kendisi ile bundan bir sure önce “türban” üzerinden hararetli bir tartışma yaşamış olduğumuzu da belirteyim.
Oğlumun sınıf arkadaşının annesi Avukat ve geçen hafta içinde 3 günlük bir iş için Erzurum’a 2 Avukat arkadaşı ile birlikte bir seyahat yapar. Bundan sonrasını kendisinden aktarıyorum;
“Herşey Sabiha Gökçen Havalimanın’da başladı… Önümde peçeli, çarşaflı, türbanlı bir grup bayan vardı, bu bayanlar güvenlikten hiçbir müdahale ile karşılaşmadan geçtiler ve sıra bana geldi. Bende aynı şekilde geçecekken, polis memuru; “Lütfen ceketinizi çıkartın ve sepete koyun”dedi. Ben de önümdeki bayanlar da pardesü, ceket ve çarşaf vardı ama böyle bir istekte bulunmadınız diye itiraz ettim. O zaman bana onlardan böyle bir talepte bulunamayacaklarını, çünkü pardesü ve diğer giysilerin elbiselerinin bir aksesuarı olduğunu ve uygulamanın bu şekilde olması için yukarıdan talimat aldıklarını ifade etti!
Erzurum’a indikten sonra dehşetim devam etti. Başı örtülü olmayan neredeyse tek kadın bendim ve insanların bana bakışlarından o kadar rahatsız oldum ki anlatamam. Bu bakışlarda başımın açık olmasından dolayı bir sevecenlik yoktu, bu bakışlarda bir nefret ve aşağılama vardı. Devlet dairelerindeki işlemlerde yanımda 2 Avukat arkadaşım olmasa neredeyse dövecek gibi bakan memurlarla ve türbanlı memurelerle karşılaştım… İşimiz bitip İstanbul’a dönerken nereden nerelere geldiğimizin ayırdına daha kolay vardım bu sefer dedi.”
Evet, şimdi gelelim sadede ve Türban demokratlarına!!!
Bugün itibarı ile Türkiye Cumhuriyeti laik-antilaik ayrışması adı altında şekillenen büyük bir tehlikenin içindedir. Ve maalesef bizi bugünlere kadar 1950’den bu yana iktidar olmuş olan sağ partiler getirmiştir. Dini kullanarak, dini söylemler ve dini semboller üzerinden politika yaparak dinci kesimi özellikle de tarikatları ve cemaatleri kontrol altına alabileceklerini düşünmüşler ama sonunda devleti kendi elleri ile bu kesimin eline adeta teslim etmişlerdir. Ve toplumda "daha dindar olma ya da daha dindar" görünme yarışının başlamasına sebebiyet vermişlerdir.
İslam dinine de en büyük kötülüğü “Dini Türban Ederek” yapmışlar ve inancı semboller üzerinden bir siyasi söylem ve siyasi çıkar haline getirmişlerdir. Bunun en güzel kanıtı ise bu söylemin bayraktarlığını yapan kişilerin şahit olunduğu üzere önce MÜCAHİT, sonra MÜŞAHİT şimdilerde ise MÜTEAHHİT olmalarıdır. Oysa ki Anadolu’muzda 1, 000’lerce yıldır kadınlarımız Sümerlerden bu yana başörtüsünü, yemeniyi, yazmayı, tülbenti, eşarbı sever ve başına takar. Siyasal İslamın simgesi değildir bu örtünme yönetimi ve hiçbir zamanda olmamıştır. Aynen yazının ekinde bulunan fotoğraftaki yaşlı ninenimiz gibi...
İslam dinine de en büyük kötülüğü “Dini Türban Ederek” yapmışlar ve inancı semboller üzerinden bir siyasi söylem ve siyasi çıkar haline getirmişlerdir. Bunun en güzel kanıtı ise bu söylemin bayraktarlığını yapan kişilerin şahit olunduğu üzere önce MÜCAHİT, sonra MÜŞAHİT şimdilerde ise MÜTEAHHİT olmalarıdır. Oysa ki Anadolu’muzda 1, 000’lerce yıldır kadınlarımız Sümerlerden bu yana başörtüsünü, yemeniyi, yazmayı, tülbenti, eşarbı sever ve başına takar. Siyasal İslamın simgesi değildir bu örtünme yönetimi ve hiçbir zamanda olmamıştır. Aynen yazının ekinde bulunan fotoğraftaki yaşlı ninenimiz gibi...
Türbanı bir demokrasi ve bireysel özgürlük diye savunanların anlamadığı veya anlamak istemediği nokta işte yukarıda anlattığım hikayede gizli aslında. Türban dinin politize edilmesinde kullanılmaktadır. Siyasi bir sembol haline getirilmiştir ve artık bir baskı aracı haline dönüştürülmektedir. Başbakan’ın her insanın bir dini olması gerektiğine, kimsenin laik olamayacağına inanması ve en korkutucusu da herkesin dinin aynı yorumunu paylaşacağını sanmasıdır. Bu nedenle ülkemizde Türban için istenen özgürlüğün ve mağduriyet söyleminin din ve vicdan özgürlüğünün temel koşulu olduğunu söyleyebilmek inandırıcı ve gerçekçi değildir.
Laikliğin Cumhuriyetimizin temel bir ilkesi olarak korunacağının unutulmaması ve inancı, düşüncesi, dünya görüşü ve felsefesi ne olursa olsun tüm bireylerin laiklik prensibini geri dönüşsüz bir şekilde özümsemesi ve böylelikle Türbanı siyasal İslam’ın dini sembolü olmaktan kurtarması gerekir ki, Türban ne takan için sıkıntı ne de takmayan için bir rejim veya sistem sorunu olsun.
Laikliğin Cumhuriyetimizin temel bir ilkesi olarak korunacağının unutulmaması ve inancı, düşüncesi, dünya görüşü ve felsefesi ne olursa olsun tüm bireylerin laiklik prensibini geri dönüşsüz bir şekilde özümsemesi ve böylelikle Türbanı siyasal İslam’ın dini sembolü olmaktan kurtarması gerekir ki, Türban ne takan için sıkıntı ne de takmayan için bir rejim veya sistem sorunu olsun.
Unutmayalım demokratik bir ülkede devletin dini olmaz. Ancak o ülkede yaşayan vatandaşların inançları, dinleri vardır. Devletin görevi din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde vatandaşlarının inançlarına saygı duymak ve dini ibadetlerini rahatça gerçekleştirebilmelerine olanak tanımaktır. Bu da ancak özde ve sözde LAİK olunarak korunur. Yoksa laik olmadan laik bir devleti yönetmek nasıl oluru cevaplamak durumunda kalırsınız ve ülkenizin benden olan olmayan, dindar olan olmayan gibi gruplara bölünmesine yol açarsınız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder